-
1 ليس
değil -
2 شبه
Iشَبَه1. bakışıkAnlamı: bakışımı bulunan, simetrik2. muadilAnlamı: eşit, denk, eşdeğer3. gibisiAnlamı: benzeri4. aynıAnlamı: başkası değil, özdeşi, tıpkısı5. bağdaşıkAnlamı: her yeri aynı özelliği gösteren, homojen6. tıpkıAnlamı: tıpatıp, aynı7. benzerAnlamı: bir başkasına benzeyenIIشِبْه1. benzerlikAnlamı: benzer olma durumu2. aynılıkAnlamı: aynı olma durumu, özdeşlik3. bağdaşıkAnlamı: her yeri aynı özelliği gösteren, homojen4. akranAnlamı: yaşça denk, yaşıt, boydaş5. muadilAnlamı: eşit, denk, eşdeğer6. aynıAnlamı: başkası değil, özdeşi, tıpkısı7. tıpkıAnlamı: tıpatıp, aynı8. benzerAnlamı: bir başkasına benzeyen9. benzeşmekAnlamı: birbirine benzemek -
3 أمثولة
أُمْثُولَة1. aynıAnlamı: başkası değil, özdeşi, tıpkısı2. gibisiAnlamı: benzeri3. ibretAnlamı: kötü davranışlardan sakınmayı sağlayan ders, sonuç4. darbımeselAnlamı: ata sözü, atalar sözü5. özdeyişAnlamı: vecize, kelamıkibar6. etütAnlamı: bir konuda yapılan inceleme, araştırma7. tıpkıAnlamı: tıpatıp, aynı8. öğütAnlamı: nasihat9. atasözü -
4 بد
بِدّ1. gibisiAnlamı: benzeri2. aynıAnlamı: başkası değil, özdeşi, tıpkısı3. muadilAnlamı: eşit, denk, eşdeğer4. akranAnlamı: yaşça denk, yaşıt, boydaş5. tıpkıAnlamı: tıpatıp, aynı6. benzerAnlamı: bir başkasına benzeyen -
5 صنو
صِنْو1. aynıAnlamı: başkası değil, özdeşi, tıpkısı2. akranAnlamı: yaşça denk, yaşıt, boydaş3. muadilAnlamı: eşit, denk, eşdeğer4. gibisiAnlamı: benzeri5. tıpkıAnlamı: tıpatıp, aynı6. benzerAnlamı: bir başkasına benzeyen -
6 ضرع
ضِرْع1. bakışıkAnlamı: bakışımı bulunan, simetrik2. muadilAnlamı: eşit, denk, eşdeğer3. gibisiAnlamı: benzeri4. aynıAnlamı: başkası değil, özdeşi, tıpkısı5. bağdaşıkAnlamı: her yeri aynı özelliği gösteren, homojen6. tıpkıAnlamı: tıpatıp, aynı7. benzerAnlamı: bir başkasına benzeyen -
7 عيني
عَيْنِيّ1. aynîAnlamı: para olarak değil madde olarak verilen, nakdînin zıddı2. somutAnlamı: müşahhas, konkre -
8 قليل
قَلِيل1. hafifçeAnlamı: hafif bir biçimde2. azıcıkAnlamı: çok az, biraz3. cüz'îAnlamı: az, azıcık, pek az4. kıtAnlamı: ihtiyaca yetmeyecek az5. tadımlıkAnlamı: çok az6. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda7. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan8. darAnlamı: az, elverişsiz, sınırlı9. birazAnlamı: az miktarda, çok değil -
9 ليس
-
10 منقوص
مَنْقُوص1. darAnlamı: (yaratıcı yetiler için) yetersiz2. eksikAnlamı: tam değil3. gayrikâfiAnlamı: yetersiz, yetmez4. gaipAnlamı: göz önünde olmayan, hazır bulunmayan5. özürlüAnlamı: eksiklik, sakat veya kusuru olan -
11 موضوعية
مَوْضُوعِيَّة1. objektiflikAnlamı: objektif olma durumu2. nesnelcilik3. nesnellikAnlamı: nesnel olma durumu -
12 ناقص
Iنَاقِص1. natamamAnlamı: tamamlanmamış, bitmemiş2. güdükAnlamı: eksik yanı olan, tamamlanmamış3. kemAnlamı: noksan, eksikIIناقِص1. yarımAnlamı: eksik2. darAnlamı: (yaratıcı yetiler için) yetersiz3. eksikAnlamı: tam değil -
13 هاو
1. aşık2. başarısızlıkAnlamı: başarısız olma durumu3. düşükAnlamı: aşağı doğru düşmüş, aşağı sarkmış4. vurgunAnlamı: aşık, sevdalı5. amatör6. ahbab7. cananAnlamı: günülden sevilen, sevgili
См. также в других словарях:
değil — is. Cümle içinde art arda kullanılan iki veya daha çok özneyi, tümleci, yüklemi, aralarından bazılarına olumsuzluk kavramı vererek birbirine bağlayan veya yüklemin olumsuz çekimini sağlayan kelime Bu direniş çetin değil, haşin değil, yürek… … Çağatay Osmanlı Sözlük
değil mi ki — madem, mademki … Çağatay Osmanlı Sözlük
yenilir yutulur şey değil — 1) yenmeyecek nitelikte olan (yiyecek) 2) hoşa gitmeyen, beğenilmeyen nitelikte olan Kağnı gıcırtısını sineye çekmek zor, bu zıkkım pek yenir yutulur şey değil ki! B. R. Eyuboğlu 3) çok ağır (söz) 4) mec. kendisiyle başa çıkılamayacak durumda… … Çağatay Osmanlı Sözlük
boru değil (veya boru mu bu?) — hlk. azımsanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil anlamında kullanılan bir söz Gençlik bu, boru değil. A. İlhan … Çağatay Osmanlı Sözlük
akıl işi değil — akla uygun değil, doğru değil anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
el âlemin ağzı torba değil ki büzesin — elin ağzı torba değil ki büzesin … Çağatay Osmanlı Sözlük
herkesin ağzı torba değil ki büzesin — elin ağzı torba değil ki büzesin … Çağatay Osmanlı Sözlük
kabil değil — imkânsız, imkânı yok Şu sırta kadar çıkmazsak kabil değil, faciayı tamamıyla göremezsiniz, diyor. F. R. Atay … Çağatay Osmanlı Sözlük
erkek arslan arslan da dişi arslan arslan değil mi? — güçlülük ve yüreklilik yalnızca erkeklerde değil kadınlarda da vardır anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
hiç değil — asla, kesinlikle Küçük tıpkı dedesi. Hiç değil … Çağatay Osmanlı Sözlük
av vuranın değil alanın — bir şeyden, sahibi değil de başkası yararlanıyorsa asıl sahip yararlanan kişidir anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük